Son Haberler

Ekonomi

O paraları geri alabilirsiniz: Full pakete iade

Gündem

Kılıçdaroğlu kurnazlığı: İnceciler İP'e peşkeş çekildi

Spor

Zirvenin tek sahibi Başakşehir

Politika

Açtıkları çukurları onlara mezar edeceğiz

Gündem

Üs bölgelerine saldıracaklardı jetler imha etti

Spor

Galatasaray taraftarından Arda'ya ıslıklı tepki!

Spor

Beşiktaş yıldız oyuncuyla yollarını ayırdı!

Gündem

Marmara'da korkutan deprem!

Gündem

Bir kişi raylara düştü, metro seferleri durduruldu!

Gündem

Tren kazasıyla ilgili korkunç itiraf: "Makas değiştirmeyi unutmuş olabilirim"

Gündem

Hırsızlıkla suçlayan market görevlilerine 27 yıl hapis istemi!

Gündem

Kızıldeniz'de altın arayacağız!

YAZARLAR

Tüm Yazıları Mustafa ŞEN

Eli Yüksek Olan Türkiye'dir

28.08.2018 15:13

Son zamanlarda Türkiye’ye karşı yürütülen ekonomik saldırı ülkemizde bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bir kısım insanlar mahvolacağımızı söylediler. Bazılarımız ise zarar görecek olsak da, bu saldırıyı bertaraf edeceğimizi söyledik. Başkan Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Bakan Berat Albayrak ve ekibi çok etkin süreç yönettiler ve sonuç bir başarı hikayesi olarak tahakkuk etti. Bu süreçte bazıları sorunun dış kaynaklı olmadığını, iç dinamiklerin sonucu olduğunu söylerken; yine bazılarımız dahili sebepler olsa da, meselenin harici boyutunun esas olduğunu söyledik, ki zaman için de Amerikalı yetkililer, pek çok hadsiz tehditten başka, papaz Brunson’ın serbest bırakılması halinde doların düşeceğini söyleyerek yaklaşımımızın isabetli olduğunu göstermiş oldular.

Brunson papaz mı, ajan mı, casus mu buna bağımsız mahkemeler karar verecek. Bizim gibi sivillerin bilebilmesi imkansız. Biz ancak kanaat belirtebiliriz. Şahsi kanaatim temiz olmadığı yönünde olsa da, bu bir anlam ifade etmez; çünkü konu yargıdadır ve yargının kararını beklemek zorundayız. Papaz derse, papazdır; ajan derse ajandır. Gerisi laf u güzaftır. Demokrasi ve kuvvetler ayrılığından bahsedenler, Brunson serbest bırakılsın derken yürütme yargıya müdahale etsin demiş oluyorlar, ne dediklerinin de gayet farkında olarak! Geçelim bunları...

Netice şudur: Bu muharebeyi kazandık, ama harp devam etmektedir. Harp devam ederken yeni muharebelere hazır ve hazırlıklı olmak durumundayız. Önümüzdeki safalarda, akıllı ve dengeli olmak şartıyla elimizi ne kadar yükseltirsek o kadar kârlı çıkacağımızın altını çizmek gerekir. Avrupa ülkeleri bu vetirede yanımızda yer alıyorlar. Onlar da Amerika’ya karşı bir tavır alıyorlar. Bu tutum stratejik olarak ikimizin de yararına sonuç verirken Amerika’yı olumsuz etkileyecek.

Mesele kısaca şundan ibarettir: Başta AB bölgesi olmak üzere, içinde bulunduğumuz stratejik bölgeler ve dünya belli bir ölçüde bize göre şekillenmek zorundadır. Muharebeler devam ederken harb sürecinde eli yüksek olan biziz, bize saldıranlarınki değil. Bunu iyi biliyor olmamız ve alttan alan taraf biz olmamamız gerekiyor. Böyle dememizin pek çok sebebi vardır. Bu sebeplerin en önemlilerini on başlık altında topladık. Şimdi bu on maddeyle iddiamızın ve Türkiyemizin ne kadar güçlü olduğunu göstermeye çalışalım:

1) Yüksek özgüven ve birlik ruhu: Türk milletinin yüksek özgüveni ve büyük birlik ruhu her şeyin üzerindedir. Böyle bir özgüven ve ruhla üstesinden gelinemeyecek hiç bir sorun ve saldırı yoktur ve biz de milletçe Gezi ihanetinden başlayarak 17 Aralık ve 25 Aralık hükümet darbelerinin, Kobani ihanetinin ve 15 Temmuz hain darbe girişimi, terör saldırısı ve işgal planının üstesinden geldik. Buna dışarıda yapılan Fırat Kalkanı, Zeytindalı ve Kandil operasyonlarını da dahil etmek gerekir. FETÖ’sünden DAEŞ’ine, PKK-PYD’sinden DHKP-C’sine kadar ne kadar terör örgütü varsa milletçe hakkından geldik. Tüm bunlar işte o yüksek özgüven ve o büyük birlik ruhuyla gerçekleşmektedir.

2) Zihinsel bağımsızlık: Bir devlet için siyasal bağımsızlık hukuken en önemli konudur ama bundan önce başka bir bağımsızlık konusu daha vardır: Zihinsel bağımsızlık... Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak 1923’ten beri siyasal bağımsızlığımızdan bahsediyoruz ama zihinsel bağımsızlığımız ne durumdaydı acaba? Bu memlekette saatleri ve pusulaları Batı başkentlerine ayarlı zümreler on yıllarca, zihinsel bağımsızlık bir tarafa, siyasal bağımsızlığımızı tehdit edecek şekilde her şeyiyle Batı’ya bağlı bir yönetim sergilediler. Şimdi, çok şükür ki, zihinsel bağımsızlık ve özgürlük bilincimiz hiç olmadığı kadar kuvvetlidir. Zihinsel bağımsızlık ve özgürlük tutkusu altında siyasal bağımsızlığımıza iktisadi bağımsızlığımızı, kültürel bağımsızlığımızı ve askeri bağımsızlığımızı da dahil etmiş durumdayız. Şu herkesçe çok iyi bilinmelidir ki; işi zihninde bitirmiş bir millete yapılacak ekonomik saldırılar o milleti sadece güçlendirir ve biz bu muharebelerden güçlenerek çıkacağız.

3) Gelişen küresel ve bölgesel jeopolitik/jeoekonomik dengeler:  Yeni bir dünya kuruluyor. Atlantik merkezli eski dünya düşüşte, Asya-Pasifik merkezli yeni dünya yükselişte. Türkiye iki dünyanın arasında bir yerde ve her ikisine de basıyor. Yeni dengeler ve dinamikler Türkiye’nin altındaki dalgayı yükseltmektedir. Öyle ki; yükselen ülkeler arasında yer alan Türkiye’nin büyüme oranları ‘artan’ bir grafik çizerken, Türkiye’ye saldıran Amerika’nın ekonomisi ‘artan azalan’ bir grafik çizerek 2030’lara doğru gitmektedir. 2040’larda Türkiye büyük bir güce dönüşürken, ABD dünya iktidarını önemli ölçüde kaybetmiş bir ülke haline gelecektir. Bakınız, dün Amerika hapşırdığında dünya grip oluyordu. Bugün olmuyor. Yarın ise hapşırmasını geçiniz, grip olsa kimseye bir şey olmayacak. 2050’lere gelindiğinde, muhtemelen 3. büyük ekonomi sırasına gerileyecek olan Amerika’nın ne dediğine bakan hiç kimse olmayacak. Amerika bizimle iyi geçinmek zorunda. Amerika’nın çektiği operasyon neticesinde Türkiye kaybederse, Amerika;

    • Merkezî Dünya’yı –onlar Orta Doğu diyorlar- Rusya’ya ve İran’a kaptırır; bunu göze alamaz.
    • Karadeniz’in kuzeyini ve doğusunu Rusya’ya kaptırır, bunu göze alamaz.
    • Balkanları Rusya’ya kaptırır; bunu göze alamaz.
    • Orta Asya’yı Rusya’ya, Çin’e, Hindistan’a ve İran’a kaptırır; bunu da göze alamaz.
    • Afrika’yı Çin’e ve Hindistan’a kaptırır; bunu göze alamaz.
    • Kuzey Denizi altındaki fosil enerji kaynakları için kavga çok sert olacak. Tüm bölgeleri kaptırmış bir Amerika’nın orada yapabileceği bir şey kalmaz; bunu da göze alamaz.

Yani, diyeceğim o ki, Amerika Türkiye ile ittifak yapmak ve iyi geçinmek zorundadır.

 

4) Büyük pazar: Türkiye 80 milyonu aşan nüfusuyla büyük bir pazardır. Hiç kimse bu pazarı görmezden gelemez ve yine hiç kimse böyle bir pazarda ağır kriz ve istikrarsızlık istemez. Çünkü, böyle bir pazarda ağır kriz ekonomik olarak kimsenin işine gelmez.

5) Zengin pazar: Bu pazar zengin bir pazardır ve hiç bir devlet bu zenginliği gözardı edemez. Böyle bir pazardan pay almak istemeyen akıllı bir devlet olamaz. Ekonomik rasyonalite gereği herkes belli ölçüde bu zenginlikten nasiplenmek isteyecektir.

6) Canlı pazar: Bu pazar aynı zamanda yüksek tüketim yoğunluğu olan canlı bir pazardır ve hiç bir akıllı ülke böyle bir pazarın tüketim yoğunluğunu ve satın alma hacmini sarsacak bir hata yapmak istemez. Hiç kimse yoğun ticaret ve yatırım yapabileceği bir pazarın çökmüş bir pazar olmasını istemez –eğer başında bir deli yoksa-. Peki, Amerika neden böyle davranıyor diyebilirsiniz! D. Trump’ın akıldışılığını bir kenarda tutacak olursak, Amerika Türkiye’yi batırmak gibi bir tavır içinde değildir. Yaptığı bir saldırıdır, bu doğru; ama bu eskiden olduğu gibi hizada tutmak, emrine amade kılmak için yaptığı bir operasyondur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, batık bir Türkiye Amerika’nın da işine gelmez.

7) Dünyanın yeni enerji koridoru: Türkiye dünyanın yeni enerji koridorudur. Tüm ülkeler bu toprakların güvenli bir alan olmasına katkı sunmak zorundadır. Söz konusu güvenlik sadece asayiş/emniyet meselesi değil, aynı zamanda ekonomik istikrarı da kapsayan bir konsepte dayanmalıdır. Aksi takdirde Avrupa enerjisiz kalır; bir başka ifadeyle kışın donar.

8) Dünyanın yeni ulaşım ve taşımacılık hattı: Türkiye aynı zamanda bir ulaştırma ve taşımacılık hattına dönüşmüştür. Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına ulaşan en verimli taşımacılık hattı Türkiye’den geçmektedir ve geçmek zorundadır. İlgili her ülke bu hattın güvenliğinden ve istikrarından kendi payınca sorumluluk almak zorundadır. Aksi takdirde, Avrupa aç kalır. Türkiye, bir ayağıyla Atlantik merkezli düşüşte olan dünyaya, diğer ayağıyla Asya-Pasifik merkezli yükselen dünyaya basmaktadır. Bu  iki dünya arasındaki en ucuz, en hızlı, en kısa ve en verimli yollar Türkiye’den geçtiği için, eğer Türkiye iki ayağını kapatırsa, bu herkese kaybettirir.

9) Dünyanın en büyük misafirhanesi: Türkiye bir diğer yönüyle bir misafirhanedir. Yerinden yurdundan kaçmak zorunda kalanların misafirhanesi. Savaşların, yoklukların, kıtlıkların, katliamların göçmen ettiği, muhacir ettiği, mülteci ettiği mazlumların misafirhanesi... Bu misafirhae güvenli, huzurlu, istikrarlı ve tok olmak zorunda. Aksi takdirde, kapılar açılır. Herkes bunu görmek zorundadır. Mültecilerin sebebi biz değiliz ama onlara biz mihmandarlık yapıyoruz. Sebep olanlar ise ikiyüzlü ve yalancı vicdanlarını kandırmakla meşguller. Biz, misafirlerimizin geldiği ülkeleri istikrara kavuşturup onları yerlerine yurtlarına döndürme çabası içindeyken, sebep olan zalimler sadece seyretmektedirler. Bu sürdürülebilir bir durum değildir.

10) Milli ordumuz: Türkiye’nin milli ordusu, askeri gücü, caydırıcılık gücü, harekat gücü ve tecrübesiyle dünyanın en operasyonel ordusudur. Bu ordu hem bölgenin hem tüm dünyanın güven ve huzur kaynağına dönüşmüştür. Türk askerinin diğer adı umut olmuştur. Bu ordu, içindeki darbecileri, hainleri, milli iradeye saygısızları temizlendikten sonra gerçek bir Peygamber Ocağı ve Mehmetçik Yuvası olmuş ve Afganistanlı kadınların ifadesiyle ‘Türk askeri bizim namahremimiz değil; babamız, abimiz, amcamızdır’ seviyesinde medar-ı iftiharımız olmuştur. Bu ordu elindeki yerli ve milli savunma sanayi ürünleriyle çok daha güçlü, çok daha operasyonel ve çok daha caydırıcı hale gelmiştir. Hiç kimse bunu hesaba katmadan bir harita çizmeye veya haritaları ve coğrafyaları karıştırmaya kalkamaz. Kalkarsa cevabını en sert bir şekilde alır.

Bu on madde, dost olsun düşman olsun, akıllı olana yeter. Dostlarımız bunun şuurunda olsun. Varsa düşmanlarımız, onlar ezberlesin...