Son Haberler

Gündem

Kuvvetli yağış geliyor: İşte o iller

Kültür Sanat

Zaman Müzesi ile geçmişe yolculuk

Spor

Alanyaspor Fenerbahçe'yi tek golle geride bıraktı

Ekonomi

Ons altın değer kaybetti

Ekonomi

Sebzede fiyat düşecek mi

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan şehit ailesine taziye telefonu

Spor

Başakşehir es verdi

Gündem

İlkbahar karı getirdi

Dünya

Ömer El-Beşir ilaçlarını almıyor

Spor

Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'nun kazananı Felix Grossschartner oldu

Dünya

Saldırılara karşı eyleme geçme talimatı verdi

Politika

Kılıçdaroğlu'na şehit cenazesinde saldırı

YAZARLAR

Tüm Yazıları Murat KEÇECİLER

Krizle Müslümanca Mücadele

01.10.2018 15:24


Birkaç hafta önce, bir büyüğümüzü ziyarete gittim.  Yeni Ekonomik Program daha açıklanmamıştı.  Dış Ticaretin nabzını en iyi tutan bu büyüğümüz, gümrük müşavirliği ve nakliye hizmeti verdiğinden ihracat ve ithalatta yaşanan sıkıntılara aşınaydı. 

Ben kendisine, kendi penceremden küresel ekonominin içinde bulunduğu olumsuz manzaradan bahsettim.  Benim açımdan dünyada artan borç stokuna ilişkin rakam ve bu stokun yapısı dikkate alınması gereken bir faktör olarak durmakta.  2015 yılında 133 trilyon dolar seviyesinde olan toplam borç tutarı 2018 yılına gelindiğinde 237 trilyon dolara ulaşmış bulunmaktadır.  Bu rakam tarihin en yüksek seviyesindedir.  Bu rakamın içeriğine baktığınızda ağırlıklı borcun özel sektör üzerinde olduğu gibi çarpıcı bir veri de ortaya çıkmakta.  Ancak benim açından en tedirginlik veren kısmı ise hane halkı borçluluğunun da toplam borcun  %40 yakınını teşkil etmesidir.

Bu borç yükünün yaratacağı olumsuzluklar ile birlikte ABD başkanı Trump’ın Çin başta olmak üzere küresel ekonomiyi zorlayan ‘’Ticaret Savaşının’’ dünya ekonomisi üzerinde olumsuz baskı yaratacağı beklentisini de dile getirdim.  Bunlara ek olarak gelişmekte olan ülkelerin  FED’in faiz artırma politikasına ilişkin sürece çok gecikmeli cevap verdiğinden bahsettim.  Türk ekonomisinin YEP ile kontrollü küçülmesi gerektiğinden dem vurdum.

Sözde değil harbi Milli Görüşçü bu abimiz beni büyük bir sabır ve metanetle dinledi.  Sonra çok bizden, bizim özümüzden olan bir bakışı hatırlattı.  Söze; ‘’Delikanlı bugün sabah ezanı ile uyandım’’ diye başladı.  Ardından devam etti  ‘’Önce kendimi bir yokladım nefes alıyoruz hamd olsun. Elim ayağım oynuyor elden ayaktan düşmemişiz, eee bilinçte açık biz yola devam ediyoruz.  Döndüm bu sefer hanıma baktım.  Yol arkadaşımızda sağ selamet, döndüm içerde uyuyan evlatlarıma seslendim,  onlardan da cevap gelince, tamam dedim hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır’’ sonra devam etti ‘Biz sağlıklı olduktan, eşimiz dostumuz selamette olduktan sonra ne kriz bizi yıldırır ne de yılgınlığa sürükler.  Biz Müslümanlar için rızkı veren Allah’tır ve en büyük rızık sağlıktır.  Eşim veya çocuklarım olmasa ben sağlıktan sıhhatten düşsem dünyanın en zengin adamı olsam neme yarar dedi.’’

Kapitalist küresel ekonomik sistemde, her 5 sene de bir kriz çıkması sıradan bir hal almışken.  Kar hırsı her şeyin önüne geçmişken, Ortodoks veya heterodoks iktisat teorilerinden öte, hayatın teorisi ile Müslümanca olaya bir bakış koymak için kendi kendime sorgulatan bir konuşma oldu.  Bu krizden biz ancak kendi özümüze ve değerlerimize tutunarak sağ ve selametle çıkabiliriz.  Bir kez daha anladım.