Son Haberler

Ekonomi

Doğal gazda 'haksız tahsilat' kararı

Spor

Türk sporcular olimpiyat yolunda!

Dünya

'Suriye krizi Türkiye olmadan çözülemez'

Dünya

Rus Ordusu Kobani'de!

Politika

120 saat doldu: Sözler tutulmadı

Gündem

YPG'li teröristler 30 km bölgenin dışına çıkarılacak

Gündem

Türkiye'nin yeni zaferi: Teröristlere 150 saat mühlet

Gündem

Dünyanın gözü o buluşmada!

Gündem

Başkan Erdoğan'dan ABD'ye rest!

Gündem

SMO'ya hain saldırı: 3 şehit 18 yaralı!

Gündem

TSK korkusundan Tel Abyad'ı köstek gibi kazmışlar

Ekonomi

Hakan Atilla Borsa İstanbul'un başına getirildi

YAZARLAR

Tüm Yazıları Mesut SEVGİLİ

MERHAMETSİZ HABERLER

26.08.2019 12:03

Son yıllarda art arda aldığımız cinayet haberleriyle ülkecek sarsıldık. Hepimiz öfkeyle katillere lânet okuyoruz ve ilk olarak yasaların caydırıcılık anlamında yetersizliğini tartışıyoruz hatta tek suçlu kanunlarmış gibi konuşanlarımız da var.

Bir insanı öldürme suçuna ne ceza verilirse az fakat soru şu: cezaların ağırlaştırılması kadın cinayetlerini ve şiddeti bitirecek mi? Cevap: " Elbette hayır!" Cezaların ağırlaşması bir kısım kimsenin gözünü korkutabilir fakat caydırıcılık konusunda tam anlamıyla yeterli olamaz. Çünkü sorunun kökeni kanunlar değil. Sorunun kökeni bizim aile ve toplum yapımız, erkeklerin fiziken daha güçlü oluşunu üstünlük sanmamız. Bu yanlış yargıyı yıkabilmek için önce aile kavramını masaya yatırmakta fayda var. Çocuğa ilk eğitimini veren aile olduğuna göre demek ki vicdan ve merhamet eğitiminin çocuğa özenle verilmesi gerekiyor. Her şeyden önemlisi çocuğuna sevildiğini, değerli olduğunu hissettirmek. Her canlının sevgiye, ilgiye ihtiyacı olduğunu, kâinatta bir görevi olduğunu, bu nedenle de kutsal ve değerli olduğunu, anlatabilmek...

Çocuklar okula başladığında eğitim ve öğretim programının dâima vicdan, merhamet ve sevgi içerikli olması gerekir. Görülen o ki: vicdanı ve merhameti olmayan insan, her türlü vahşeti, kötülüğü yapabiliyor. Çocuklarının gözü önünde annelerine kıyabiliyor.

Bu olayın ardından daha başka şiddet olayları da sosyal medyada yayılmaya başladı ve devam etmekte.(Sokak ortasında, markette kocaları tarafından dövülen kadınlar)Bu durum akıllara şu soruları getirdi: Bir şiddet olayının görüntülerinin yayınlanması bu kötülüğü normalleştiriyor mu? Katillere veya dayakçılara cesaret mi veriyor? Şiddet görüntülerinin her yerde olması olayları arttırıyor mu, bunları alenen yayınlamak ne kadar sağlıklı? En doğru cevabı psikologlar ve psikiyatristler vereceklerdir şüphesiz. Bana kalırsa bu acı olaylar yaşandığında sosyal medyada en çok konuşması gereken kişiler ruh sağlığı çalışanları.

Dikkatimi çeken bir diğer husus da kadın cinayetleri gibi acı bir olaya tepki gösterirken bile toplumda ayrışmaların ortaya çıkması. Yorumlara taraftarlık hissiyatının karışması. Bir kesimin kadınları ezme davranışını dine dayandırması. Üstelik gerek dindar olduğunu iddia edenler, gerekse seküler çevre tarafından. Bu yanlış düşünce: "Cennet anaların ayakları altındadır." diyen bir dini iyi bilmemekten ve anlamamaktan kaynaklanıyor. Oysa İslam, sevgi ve merhamet dinidir ve her canlının hakkını gözetmektedir. Hakka riayet etmeyen İslam değil, zalim insandır. İslam yolun ortasındaki bir taşı kaldırmayı, insanlara tebessüm etmeyi bile sadakadan sayar. Kalp kırmanın Kabe'yi yıkmak gibi görüldüğü bir dini şiddete dayandırmak İslam'a haksızlık etmekten başka bir şey değildir.

Rehberimiz Kur'an-ı Kerim'den ve sevgi peygamberi Hz Muhammed ( S.A.V)' den uzaklaştıkça kötülükler kaçınılmaz oluyor. Dinimizi doğru anlamak, doğru yaşamak da üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir konu.