Son Haberler

Gündem

Kuvvetli yağış geliyor: İşte o iller

Kültür Sanat

Zaman Müzesi ile geçmişe yolculuk

Spor

Alanyaspor Fenerbahçe'yi tek golle geride bıraktı

Ekonomi

Ons altın değer kaybetti

Ekonomi

Sebzede fiyat düşecek mi

Gündem

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan şehit ailesine taziye telefonu

Spor

Başakşehir es verdi

Gündem

İlkbahar karı getirdi

Dünya

Ömer El-Beşir ilaçlarını almıyor

Spor

Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu'nun kazananı Felix Grossschartner oldu

Dünya

Saldırılara karşı eyleme geçme talimatı verdi

Politika

Kılıçdaroğlu'na şehit cenazesinde saldırı

YAZARLAR

Tüm Yazıları Mesut SEVGİLİ

İçinde bir ‘hırsız’ taşıyor olabilirsin!

04.02.2019 08:05

Hepimiz içimizde bir “hırsız” taşıyor olabiliriz! Enerjimizi, sevgimizi, hayat sevincimizi anbean bizden çalan. Zihnimizi, kalbimizi kemiren bir fare, bizi mutsuzluk çukurlarına yuvarlamak isteyen bir şeytan… Bu hırsızdan, bu fareden, bu şeytandan kalbimizin kapılarını sevgiye açarak kurtulabiliriz.

“İki şey var” demiş mübarek: “Seveceksin, sevileceksin! Sevmek için, sevilmek için ne lâzımsa onu yapacaksın!”

Son dönem alimlerinden rahmetli Mehmet Zahid Kotku, tıpkı “Sevelim, sevilelim” diyen Allah adamı Yunus Emre gibi seslenmişti insanlığa. Çünkü sevmeyen sevilmez, sevilmeyen de sevmez… İnsan kendinin kurdu olur sevgisiz kalırsa, kendi kendini içten yer bitirir…

Esas olan sevgidir, sevgisizlik ise bir arazdır ve geçicidir.

Negatif düşünce gerçekte yüzeyseldir, kin ve nefretten beslenir. Pozitif düşünce ise çok derindedir, sadece sevgiyle beslenir. Öyle ki bu durum maddeye de yansır. Negatif düşünceye sahip kişilerin vücutları daha fazla toksin üretir. Bu da insanın bir süre sonra zindeliğini ve pratik düşünmesini kaybettirir. Dikkat ederseniz her olumsuz düşüncenin içinde bir şeytan saklıdır. Negatif düşünceler beynin hastalığıdır ve yayıcısı şeytandır, fısıltıları kullanır ve kişiyi esir alır.

Sadece bu mu?  Şeytanın diğer bir silahı da ümit kırmaktır. İnsanın hayat sevincine dair ne varsa alıp götürür. İnsanı olumsuzluk vadileri arasında boşa koşturup durur. Bu koşturmanın sonu da hüsran ve kazanç getirmeyen bir yorgunluktur.

Peki ne yapmak lazım?

Negatif duygu ve düşünce hâlinde olursan kendine "Bu düşünceye gerçekten ihtiyacım var mı, şu anda bu hâlde olmama gerek var mı? Bu düşünce olmasa şu anda ne yapıyor olurdum?” diye sor. Derin bir nefes al ve bırak geçip gitsin. Seni de alıp gitmesine izin verme! Unutma ki olumsuz düşünce, hastalığa dönüşen negatif enerji üretir.

Aslında biz negatif enerjiyi kendi kendimize oluştururuz. Dedikodu, karamsarlık ve ümit eksikliği bu süreci tetikleyen etkenlerdir. Pozitif düşünce ise bu hastalığın şifasıdır. Öyleyse hayata her halde olumlu tarafından bakmaya gayret edelim!

Çünkü biz ne düşünüyorsak oyuz. Olumsuz düşünce, negatif enerjiye dönüşür!

Negatif düşüncelerden zihni, ruhu, bedeni yorgun düşen insan “tatil yapma” fikrine kapılır. Sanki tatil yapsa yorgunluğunu üstüne kara bulut gibi çöken tüm olumsuzluğu atacak. Oysa tatil kısa süreli bedensel bir dinginlik belki verir; ama akabinde yine o olumsuz düşünceler yayılır insanın içine ve bedeni de yorgun düşer. Çünkü yorgunluğun asıl kaynağı içindedir ve tatildeyken de pusuda beklemiştir.

Oysa hayat tatil yapılmayacak kadar kısa!

Bir de “Negatif insanları hayatından çıkar tavsiyesi” çok bencilce değil mi?

Hani insan kazanmak vicdanımızın istediği hareketti!  Sen neden negatif insanın düşünce ağına çekiliyorsun? Onu kendi düşünce ağına çek!

Allah’a inancın tam olduğu sürece, umudunu yitirme, her şeyin yolu, bir çözümü vardır...

Allah var, ümit var!

Allah var, çözüm var!

Allah var, huzur var!

Hem her zaman aklımızda tutalım ki bir gün hepimiz yaşlanacağız.

O zaman gözler dumanlı olur, beller bükülür…

Oysa insan sılayırahim ile cenazelerden ibret alarak, müspet ziyaretler yaparak dinlenir, zinde kalır, hem zihnen hem bedenen…

Bir süre önce Çanakkale’de bir cenazeye katıldık, kalbimiz ruhumuz paklandı. Hayatı iyi okuyan kişiye ‘her cenazenin, tabutunda bir dünyayı götürdüğü’ görünür.

Kim demiş ‘mezarlıklar en sessiz yerlerdir’ diye! Aslında en büyük çığlıklar buradadır, duymayı bilene?