Son Haberler

Kültür Sanat

Karadeniz 5. Kitap Fuarı ziyaretçilerini bekliyor

Kültür Sanat

Tiyatro yolunda bir ömür: Gazanfer Özcan

Spor

Aykut Kocaman'dan flaş Alex çıkışı!

Politika

CHP'de kriz bitmiyor: Bir istifa daha!

Spor

Bursaspor evinde yenildi

Gündem

Peribacalarının yanındaki inşaat yıkıldı

Politika

CHP'nin 'miting komitesi' kuruldu

Gündem

'Bu seçimler Cumhuriyetin 100. yılını belirleyecek'

Dünya

'DEAŞ'ın elindeki son yeride kaybediyor'

Kültür Sanat

Konstantiniyye'nin manevi fatihi : Akşemseddin

Politika

Japonya'dan Trump sürprizi

Dünya

IKBY İran'a petrol sevkiyatını durdurdu

YAZARLAR

Tüm Yazıları Hulusi ŞENTÜRK

Teşhis tamam, sıra tedavide!

09.10.2018 11:31


Son açıklanan orta vadeli plan, ekonomi yönetimimizin sorunları gördüğünü ortaya koymaktadır. İlk etapta maliye ve para politikalarından oluşan bir önlemler sepeti devreye sokulmuş ve yaşanan sürecin öncelikle kontrol altına alınması sağlanmıştır. Bunun ardında da yapısal sorunlara yapısal çözüm paketleri devreye girecektir.

Her şer, bünyesinde hayır barındırır. Önemli olan sadece şer olanı ortadan kaldırmak değil, bunu yaparken aynı zamanda hayrı da elde edebilmektir. Yapılan açıklamalara ve sürdürülen çalışmalara baktığımızda, ekonomi yönetimimizin hayra vesile adımları es geçmeye niyetli olmadığı görülmektedir.

Ucuz kur ortamından yararlanarak, sadece kısa vadeli menfaatler odaklı yaklaşımların, orta ve uzun vadede sorunları büyüttüğü yaşayarak öğrenilmiştir. Bu deneyimden hareketle, kur politikalarından bağımsız olarak, katma değeri esas alan üretim politikaları üzerinde yoğunlaşmaya başlanmıştır. Özellikle de hammaddeden ürüne uzanan entegre üretim projelerinin devreye alınmaya çalışılması her türlü takdire şayandır.

Elbette geçiş sürecinde kimi sıkıntılar yaşanacaktır ancak önemli olan yarını feda ederek bu günü kurtarmak değil, bu gün yaşanan sorunlara çözüm üretirken geleceği de sağlıklı olarak inşa edebilmektir. Bu süreçte, ucuz kur politikalarına dayalı işletmelerin sıkıntı çekmesi kaçınılmazdır ve onlar için de tek çözüm yolu, kendi bünyelerinde radikal adımları atarak değişim ve dönüşümü gerçekleştirmeleridir.

ABD’nin 1940’ların ikinci yarısında inşa etmeye başladığı küresel sistemi bu gün ortadan kaldırmaya çalışmasını iyi okumamız gerekmektedir. Kısa vadede ABD ekonomisinde bir canlanma yaşanacaksa da, bunun orta vadede tersine döneceği de açıktır. Bu sebeple, bir yandan kısa vadede ABD tercihlerinin ortaya çıkardığı sorunlara çözüm üretirken diğer yandan da orta vadede yaşanması kaçınılmaz olan küresel gelişmelere de hazırlıklı olmak zorundayız.

Türkiye, enerji bağımlılığı dışında aslında küresel de olsa, ulusal da olsa ekonomik pazarların şartlarına göre konum alabilecek potansiyele sahiptir. Enerji bağımlılığımızın ortadan kaldırılması yolunda atılan adımların çevresi bahanelerle baltalanmasına müsaade etmememiz gerekmektedir. Bunun için de özellikle kamuoyu desteğinin önemi çok büyüktür. Başta nükleer olmak üzere, bu alanda atılan adımları baltalamaya çalışanların asıl amaçlarının “üç-beş ağaç” olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Gezi kalkışmasında ağaç bahanesi ne ise, enerji bağımlılığını ortadan kaldırma çabasına karşı politikaların amacı da aynıdır.

Enerjide dışa bağımlılığı önemli oranda azalmış bir Türkiye’nin, gerek kur dalgalanmalarından ve gerekse küresel pazardaki değişimlerden olumsuz etkilenmesi son derece düşük olacak, enerjiye ayrılan kaynakların ekonomiye kazandırılması ile de, güçlü büyümenin kapıları açılmış olacaktır.

Ekonomi yönetimimizin özellikle enerji alanındaki tecrübesi ve yaklaşımları sayesinde ülkemiz bu süreci normalden daha hızlı geçirecektir. Özellikle de madenlerimizin verimli ve etkin çalıştırılması ile enerjiden sonraki en ciddi bağımlılığımız olan hammaddede de sorunların kısa zamanda ortadan kalkmasından sonra Türkiye’yi kimse tutamaz. Tabi ki, bunu gören ve bilen küresel güçler, ülkemizin bu adımı atmaması için her yolu deneyecektir.  Önlerindeki en büyük fırsat da Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerdir. Önümüzdeki günlerde tüm güçleriyle bu seçimlere oynayacaklardır. Ama biz milletimizin her zamanki feraseti ile bu oyunu bozacağına inanıyoruz. Vatan, bayrak, millet derdi olan siyasi kadroların, hangi etnik kökene, hangi siyasi düşünceye sahip olurlarsa olsunlar, bu süreçte üzerlerine düşen sorumluluğu kuşanacaklarını umut ediyoruz.

Unutmayalım, bizim gidebileceğimiz başka bir ülke yok.

Bu ülkeye sahip çıkacak bizden başka kimse de yok.

Mehmet Akif’in dediği gibi: ”Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.”

Selam ve dua ile.